2016 Asics İznik Ultra Dağ Maratonu

Aşağıda okuyacaklarınız kırk beş yaşında, yaklaşık iki senedir düzenli koşmaya çalışan, biraz (!) kilo fazlası olan ve ilk ultra koşusunu (42,195km üzeri) tamamlamış bir kadının deneyimleridir. Anlatılanlar tamamen kişisel deneyim, duygu ve düşüncelerden ibaret olup herhangi bir bilimsel yanı bulunmamaktadır 🙂

Read with caution!

Hazırlık

Ben İznik Dağ Maratonuna okuyarak hazırlandım.

Evet, yanlış okumadınız, dağ maratonuna koşarak değil okuyarak hazırlandım. Elbette sadece okumadım koştum da ama hazırlık sürecimde galiba okumaya koşmaktan daha fazla zaman harcadım. Bol bol yarış raporları okudum, yerli ve yabancı koşu dergilerindeki makalelerden tutun da Koşu Forumdaki yorum ve değerlendirmelere kadar her şeyi okudum. Okumak da yetmedi İznik Ultra ile ilgili Youtube’da ne kadar video varsa izledim. Yani yarışa fiziksel olarak hazırlanmaktan çok zihinsel olarak hazırlandım diyebilirim. Geriye dönüp baktığımda bu zihinsel hazırlık süreci sayesinde yarışı tamamladım diyebilirim. Çünkü bedeniniz iflas edip çökmeye başladığı anda zihinsel gücünüz devreye giriyor, eğer zihinsel olarak güçlü değilseniz o noktada zihniniz sizi yarışı bırakmaya ikna ediyor. Bu konuda internet ortamında dolaşan çok sevdiğim bir mantra var: “Zihni motive edin, beden onu izleyecektir (Motivate the mind, the body will follow)”

IMG_1267

Yeme-İçme

Ultra-marathons are “eating and drinking contests with a little exercise and scenery thrown in” Christopher McDougall, Born To Run

Ultra-maratonlar aralara biraz egzersiz ve manzara serpiştirilmiş yeme ve içme yarışmalarıdır. Christopher McDougall, Koşmak İçin

Christopher McDougall haksız değil, ultra maratona sadece koşarak hazırlanılmıyor; yarış öncesinde, yarış sırasında ve sonrasında neler yiyeceğini planlamak gerekiyor. Yarış öncesinde (benim çok sevdiğim bölüm) carb-loading yapmak yani bol bol karbonhidrat ağırlıklı beslenmek gerekiyor. Tabii bu işi çok abartırsanız yarışa 3 kg fazla ağırlıkla başlama tehlikesi de var. Benim gibi kısa (50K) ve yavaş koşanların bu işi çok abartmamasını öneririm.

Yarış sırasında tüketmek üzere yanıma şunları aldım:

  • 1 tane tuzlu eti çubuk kraker (yarısını yiyebildim)
  • 4 tane hurma
  • 2 tane kos helvalı bar (A101’den) (sadece birini tükettim)
  • 1 tane susamlı bar (A101’den)
  • 2 tane enerji jeli (sadece birini tükettim)
  • Tuz kapsülleri
  • Ağrı kesici (ayaklarımın altı su toplayıp acı artınca toplam 4 tane içtim)

Kıyafet, Çanta, Ayakkabı

Christopher McDougall’ın yukarıdaki sözüne ben de şunu eklemek istiyorum: Ultra-maratonlar biraz da kıyafet balosu gibi… Kadın-erkek tüm sporcular için yarış sırasında hangi taytı, şortu, tişörtü giyeceği, hangi çantayı kullanacağı, hangi ayakkabılarla koşacağı çok önemli. Tüm bunları günler, hatta haftalar önceden planlamanız, eksik malzemeleriniz varsa almanız gerekiyor. (Tabi yarıştan bir iki gün önce bu malzemeleri yan yana koyup fotoğrafını çekmek ve instagramda- facebookta paylaşmak da bu işin geleneği ) Bu hazırlıklar önemli çünkü seçtiğiniz kıyafet, ayakkabı ve çanta ya sizi sağ sağlim (sakatlanmadan) finish’e taşıyacak ya da irili-ufaklı problemler yaratıp yarışınızı zehir edecek. Bunların önemini en iyi yarış sonrasında tırnaklarını kaybeden, sürtünme yüzünden göğüs uçları veya kasıkları yara olan sporcular bilir.

Bu arada yarış web sayfasında yayımlanan zorunlu malzemeleri de unutmamalı. Naçizane size tavsiyem; zorunlu malzemeleri tartışmaya açmadan istenildiği şekilde hazırlayın. Ortaya çıkabilecek en olumsuz şartlar düşünülerek zorunlu tutulan bu malzemeler, zamanı geldiğinde işinize yarayacak, çünkü ultralarda her şey planladığınız gibi gitmeyebiliyor. “Ben nasıl olsa karanlığa kalmadan bitiririm, kafa lambası taşımasam olmaz mı?” diye düşünebilirsiniz, düşünmeyin!

Ben 2016 Asics İznik Ultra Dağ Maratonunda aşağıdaki malzemeleri kullandım:

  • Suunto Ambit 3 Peak saat
  • Salomon Speedcross 3 CS ayakkabı
  • Adidas koşu çorabı (siyah, kısa)
  • Adidas Bermuda pantolon (cepleri olduğu için en sevdiğim taytım)
  • Nike sports bra
  • Domyos atlet
  • Adidas climacool tişört
  • Raidlight TrailRunning Pack sırt çantası (içine su kesesi koyarak modifiye ettim)
  • Decatlon Şapka ve buff

Kıyafet ve özellikle ayakkabı tercihleri tamamen kişiye özgü, şu veya bu marka ya da modeli tavsiye etmek doğru olmaz, tek tavsiyem arazi koşullarına uygun ayakkabı seçilmeli…

IMG_1231[1]

Koşu

İznik Ultra web sayfasında İznik Dağ maratonu şöyle tanıtılıyor:

“Narlıca’dan İznik’e tepelerdeki patikaları kullanan bu yarış parkuru yaklaşık 50km mesafede 1700 metre tırmanış ve iniş içerir. İznik Ultra parkurunun son 49km’sini kullanır. Rota genellikle düzgün toprak yollar ve dar patikalar kullanır. Zaman zaman teknik ve zorludur. Harika doğal güzellikler, yerel kültür ve tarihi miras manzaraları içinde koşulur… Parkur Zaman Sınırı – 9.30 saattir. (aynı gün 20:00’da biter)”

Tarih yaklaştıkça sık sık İznik Ultra web sayfasını ziyaret ediyor, Google Maps üzerinde rotayı inceliyor, zihnimde rotayı nasıl koşacağımı canlandırmaya çalışıyordum. Rotayı saatime de yükledim ama saatimdeki rotayı açmadan (rota işaretlerini takip ederek) koştum. Kafamda, en iyi şartlarda 8 en kötü ihtimalle 9 saatte bitirmeyi planlamıştım. Tabii dediğim gibi hiçbir şey planlandığı gibi olmuyor. Çeşitli nedenlerden ötürü yarışı 10:28:48 süre ile bitirdim. Peki 10:30’daki başlangıçtan 20:58’deki finish’e kadar geçen sürede neler oldu?

Önceki gece 00:00’da eşim Yücel Kalem’i 130K startında uğurlayıp çadıra dönmüş ama rüzgar, sert zemin ve biraz da yarış heyecanı yüzünden çok iyi uyuyamamıştım. Sabah fazla ayakta kalmamak için erkenden uyanmış olsam da çadırdan çıkmayıp uzandım. Saat 07:30 gibi çıktım, elimi yüzümü yıkadım, bir şeyler atıştırıp giyindim. Saat 08:30 gibi yarışmacıları start noktası olan Narlıca kasabasına taşıyacak otobüslerin kalktığı noktaya gelip beklemeye başladım. Biraz sonra benim gibi 50K koşacak olan Bülent (Karadağ) ve onu yarışa uğurlamak üzere gelen eşi Gönül ile buluşup saat 09:00 gibi servise binip Narlıca’ya doğru yola koyulduk. Saat 10:30’daki starta kadar bir saate yakın zaman vardı. Aynı zamanda 130K ve 80K koşucularının kontrol noktası olan Narlıca’daki köy kahvesine oturup geçen koşucuları izlemeye başladık. Kontrol noktasındaki görevlilerden o saate kadar sadece 3 tane 130K koşucusunun geçtiğini öğrendim. Eşimi merak ediyordum ama o anda Narlıca’ya ne kadar uzaklıkta olduğunu tahmin etmeme pek imkân yoktu. Biz start alana kadar 2-3 koşucu daha geçti. Başlayan anonslarla birlikte başlangıç noktasının arkalarındaki yerimi alıp beklemeye başladım.

En büyük kaygım hava sıcaklığı ve koşarken düşme ihtimaliydi. Sıcaklık konusunda elimden gelen pek bir şey yoktu, tedbir olarak yanıma şapkanın yanı sıra ıslatıp boynuma koymak üzere buff da almıştım. Gördüğüm her çeşme, her su birikintisinde durup şapka ve buff’ı ıslatmayı planlıyordum, öyle de yaptım. Düşme konusunda ise sicilim pek temiz değildi 🙂 Düz yolda bile düşmeyi becerdiğim, mutfakta iş yaparken elimi sık sık kestiğim hatta her ütü yapışımda kendimi yaktığım için eşim beni ‘sakar’ olarak nitelendiriyordu. Geçen yıl Kapadokya 36K yarışından 3 hafta önce düşüp sağ dizimi incitmiş ve yarışı o sakat dizimle bitirmiştim. Son olarak Ocak ayının sonlarında Buca Kaynaklar’da yokuş aşağı koşarken sağ elimin üzerine düştüm ve el bileğim çatladı.

Neyse ki koşmaya başlayınca tüm kaygılarımı unutup rotaya odaklandım. Geçen yılki rotayı bilmediğim için yeni eklenen bölümler ile ilgili bir karşılaştırma yapmam mümkün değil ama genel olarak rota bir trail koşusunda olması gerektiği gibiydi… bol trail ve minimum düzeyde asfalt.

IMG_1274

Zaman nasıl geçti ve ilk kontrol noktası Müşküle köyüne nasıl vardım anlamamıştım. Müşküleli kadınlar, yaşlı teyzeler ve küçük çocuklar evlerin gölgelerinde oturmuş, geçen koşuculara bakıyorlardı. Bazıları laf atıyor ‘kolay gelsin’, ‘dur bi soluklan’ vb şeyler söylüyor, bazıları ise sadece göz ucuyla bakıp elindeki işi/oyayı yapmaya devam ediyordu. Müşküle’nin dillere destan desteğini göremeyince hava sıcak olduğu için çoğu insan evlerinde herhalde diye düşündüm. Müşküle’de suyumu yenileyip, hemen tuvaletin yerini sordum, bana gösterdikleri tuvaleti kullanıp yoluma devam ettim. Yarış öncesi planlarıma kıyasla buraya 30 dk gecikmeli gelmiştim ama bunu havanın sıcak olmasına verip çok dert etmedim.

Müşküle-Süleymaniye arası en fazla tırmanışın olduğu bölümdü ve günün en sıcak saatleriydi (yaklaşık saat 12:45-15:15 arasında yapmışım bu tırmanışı). Hava sıcaklığı, kendini hissettirmeye başlayan yorgunluk ve tırmanış beni oldukça yavaşlattı. Süleymaniye’deki İkinci kontrol noktasına varmadan hemen önce köy kahvesindekilere tuvaleti sordum ve kontrol noktasına varmadan hemen tuvalet ihtiyacımı giderdim. Kontrol noktasında iki tanıdık yüz Mert (Derman) ve eşi Başak’ı görmek moralimi yükseltti. Burada ayaküstü bir şeyler atıştırdım, yaklaşık iki bardak kola-su karışımı içip, biraz tuz yalayıp; kontrol noktasının karşısındaki çeşmede şapka ve buff’ımı ıslatıp yola koyuldum. Kontrol noktasındaki gençlerin kendi aralarında ‘en iyi kontrol noktası seçimi olacakmış’ diye konuştuklarını duyunca benim oyum size en iyi kontrol noktası burası diyerek oradan ayrıldım.

Süleymaniye’den sonraki kısa tırmanış bölümünde yarışın sonraki bölümlerinin neredeyse tamamını birlikte koşacağımız (kayıtdışı yarışmacı) Muharrem Tuna bey ile karşılaştım. Aslında Süleymaniye’den sonra ipod’umu açmış, kulaklığımı takmış müzik dinleyerek yoluma devam etmeyi planlıyordum. Ama Muharrem Bey anlatmaya başlayınca, müziği kapadım. Bursa’dan gelmiş, iki kez kalp sorunu yaşamış, sağlık raporu almaya fırsat bulamadığı için yarışa resmi kaydını tamamlayamamış (kalp hastası olduğu için kalp doktorundan koşabilir raporu alması gerekiyormuş). Yarışın bundan sonraki kısmında zaman zaman ben hızlanıp kopmaya çalışsam da çoğu zaman Muharrem Bey ile birlikte ilerledik. Bu arada 130K koşucularından İstanbul Çekmeköy grubu (bir çoğunu Strava’dan tanıdığım İlker Laçalar, Dinçer Köse, Aytuğ Çelikbaş, ve adlarını bilmediğim iki kişi daha) ve bir kaç 80K koşucusu bizi geçti.

IMG_1276

Bu arada zaman geçiyor ve bende 3. Kontrol noktası olan Derbent’e cut-off zamanından önce ulaşamama kaygısı artıyordu, çünkü Derbent cut-off saatini 18:00 olarak yanlış hatırlıyordum. Derbent yolunda karşılaştığımız birkaç kişi de ümidini yitirmiş bir biçimde yavaşlamış ve ‘cut-off’a yakalandık, Derbent’e zamanında ulaşsak bile İznik’e zamanında varmamız mümkün değil’ şeklinde konuşarak ilerliyorlardı. Saat 18:00’e dakikalar ve Derbent’e yaklaşık 3-4 km kala ben kafayı sıyırmışçasına delice koşmaya başladım, içimden ‘ben bu yarışı bitirmeye geldim, cut-off falan beni ilgilendirmez, ben bu yarışı bitireceğim’ diye geçiriyor, bir yandan da ağrıyan bacaklarımı ikna etmek için sevgili eşim Yücel’in de sık sık tekrarladığı H. Murakami’nin aşağıdaki sözünü düşünüyordum:

 “Acı kaçınılmazdır. Acı çekmek seçime bağlıdır. Diyelim koşuyorsunuz ve ‘Ah, canım yanıyor, daha fazla dayanamayacağım diye düşünüyorsunuz. ‘Canın yanması’ yadsınamaz bir gerçektir, ancak buna daha fazla dayanıp dayanamayacağı koşucunun kendisine bağlıdır.” – Haruki Murakami, Koşmasaydım Yazamazdım

“Pain is inevitable. Suffering is optional. Say you’re running and you think, ‘Man, this hurts, I can’t take it anymore. The ‘hurt’ part is an unavoidable reality, but whether or not you can stand anymore is up to the runner himself.” Haruki Murakami, What I Talk About When I Talk About Running

Derbent kontrol noktasına 18:17 civarında ulaşıp, cut-off’a yakalanmadığımı anlayınca yeniden umutlandım. Muharrem Bey otur, dinlen diye ısrar etse de ben yine ayakta bir şeyler atıştırdım, görevlilere ekmek var mı diye sordum ama yoktu. Muharrem Bey çantasındaki ekmeği çıkartıp bana verdi. Bu ekmekle kontrol noktasındaki siyah zeytinlerden bolca yedim. Burada yolda bizi geçen Çekmeköy grubu 130K koşucuları oturmuş bir şeyler yiyorlardı. (Bir Güldan klasiği olarak yine tuvaletin yerini sordum ve ara sokakta gösterdikleri izbe bir tuvalette işimi gördüm) Tuvaletten çıktığımda Çekmeköy grubu çoktan oradan ayrılmıştı. Muharrem Bey hazırlanmış beni bekliyordu. Biraz daha hızlanmış olarak yola yine beraber devam ettik. İçimden çok yavaş ilerlediğim, tırmanışlarda çok oyalandığım için kendime kızıyor bir yandan da ‘Keep calm and carry on (sakin ol ve devam et) mantrasını tekrarlayarak olan oldu geçmişi düşünme ilerlemeye devam et diye kendimi motive etmeye çalışıyordum.

IMG_1281

Bu arada hava kararmaya başlayınca durup reflektif yelek ve kafa lambamı çıkardım. Hava tam kararana kadar kafa lambamı takmadım, elimde taşıdım. Bu arada yolda karşılaşıp birlikte koşmaya başladığımız genç bir koşucuya (yaşını sormuştum 25miş) -içimden – Muharrem Beyi emanet edip onlardan ayrıldım. Yokuş aşağı koşma konusunda sıkıntım olmadığı için arayı biraz açtım. Bu arada hava tamamen karardı ve rotanın dağ kısmı bitip İznik girişi öncesi yol, taş ve çakıl kısmı başladı. Artık iyice yorulmuş ve yarışın tamamı için verilen cut-off süresini çoktan aşmıştım. Koşmayı bırakıp elimden geldiğince hızlı şekilde yürümeye başladım. Son kilometreleri zaman zaman kendime öfkelenerek (zamanı iyi kullanamadığım için) zaman zaman da ‘az kaldı, bitireceksin, zaten bitirmek için koşmuyor muydun?’ diye kendimi motive ederek şehre girdim. Yarıştan ve yarışmacılardan bihaber İznik halkının yanından kah koşarak kah yürüyerek geçtim.

Finish noktasına yaklaşırken alkışlar, destekleyenler arttı ben de son gücümü kullanıp son metreleri koşarak finish çizgisini geçtim. Cut-off süresini aştığım için bitirme madalyası vermezler diye düşünürken boynuma İznik çinisinden yapılma finisher madalyası asılınca tüm acılarımı unuttum.

Sonuç

Yarışı 10 saat 28 dakika 48 saniyede tamamladım. Genel sıralamada 50K yarışını tamamlayan 198 kişi arasında 175., bitiren 50 kadın arasında 39. ve 45+ yaş grubu 10 kişi içinde 7. oldum.

Daha iyi olabilir miydim? Bilemiyorum, belki…ama bir dahaki sefere daha iyi olmaya çalışacağımı biliyorum.

IMG_1282

sonuc

Tüm sonuçlara ulaşmak için tıklayın.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s