2018 Salomon Cappadocia Medium Trail (CMT)

BEYİN GÜCÜYLE KOŞMAK

If you don’t rule your mind, your mind will rule you! / Eğer zihnini yönetmezsen, zihnin seni yönetir!

Geçtiğimiz hafta sonu (20 Ekim 2018) düzenlenen ve 75 ülkeden yaklaşık 2000 sporcunun katıldığı Salomon Cappadocia Ultra Trail yarışı 63K “Medium Trail” kategorisinde koştum ve parkuru 11:38:09 süre ile tamamladım.

Bu yarış mesafe ve süre olarak benim en uzun yarışım oldu.

Yarış diyorum ama orada hiç kimseyle yarışmıyordum, sadece kendimle yarışıyordum. Amacım parkuru verilen maksimum süre içerisinde sağlıklı bir şekilde tamamlamaktı ve amacıma ulaştım.

Kapadokya Ultra Trail organizasyonunun bu yıl beşincisi düzenleniyor ve bu benim dördüncü katılışım. Daha önceki üç sene ‘kısa’ parkur olarak adlandırılan 30K (aslında ilk yıl 37K, sonra 35 bu yıl da 38K oldu) kategorisinde koştum ve her seferinde koşuculara parkuru tamamlamaları için verilen maksimum süreyi (cut-off time) aştığım için bir anlamda başarısız oldum.  Yenilen güreşçi güreşe doymazmış sözündeki gibi ya da Samuel Becket’in ünlü sözündeki gibi “…daha iyi yenil”mek üzere bu sene 63K kategorisine kaydoldum.

Koşanlar bilir ama koşmayanlar için kısaca açıklayayım: Koşucular-genelde- sezon başında o yıl boyunca hangi yarışlara katılacaklarını ve bu yarışların hangilerinin hedef yarış hangilerinin antrenman amaçlı hangilerinin de eğlence (!) amaçlı olduğuna karar veriler. Yani kendilerine aşağı yukarı bir yarış takvimi çıkartırlar. Ben de senenin başında Kapadokya Ultra 63K’yı hedef yarışım olarak kafama koymuştum. Tabii bu hedefleri koymak yetmiyor ona göre bir plan-program yapmak ve iş ve özel yaşamınız el verdiğince bu plana uygun antrenman yapmak gerekiyor.

Sene başından bu yana önce profesyonel bir antrenörle (Fatih Buzgan) daha sonra da kendi kendime yaptığım bir programla bu yarışa hazırlanmaya çalıştım.

Yılın ilk yarışı olarak mart ayında Efes Ultra’da 54K koştum ve benim için oldukça iyi bir sürede bitirdim.

Daha sonra Nisan ayı sonunda Rodos Yarımaratonu’na katıldım. Hava sıcaklığının benim için çok yüksek olduğu bir yarıştı. İstediğim kadar iyi koşamadım ama bitirdim.

Daha sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Mayıs ayında düzenlenen 19 Mayıs Yol Koşusuna (10K) katıldım.

Kapadokya 63K’ya katılmayı sene başından beri planlıyordum ama yarış kaydımı ancak 21 Temmuz’da yaptım çünkü Haziran ayında yaşadığım bazı ailevi durumlar nedeniyle yarışa katılıp katılamayacağımdan emin değildim.

Yarış kaydımı yaptıktan sonra elimden geldiğince antrenman yapmaya başladım. Ancak ne kadar istesem de 63K koşmaya yetecek kadar uzun koşular yapamadım. Eylül ayında (2 Eylül) düzenlenen 9 Eylül Yarımaratonuna (Badwater tadında YM) da antrenman amaçlı olarak katıldım.

Kapadokya öncesi son uzun antrenman olarak da son anda aldığım bir kararla Frig Ultra 54K’ya kayıt oldum. Ancak o yarış da planladığım gibi gitmedi. Yarıştan bir gece önce başlayan hafif mide bulantısı yarış boyunca giderek arttı ve içtiğim suyu bile midem kaldırmaz hale geldi. Yürüye yürüye 23K finish noktasına geldim ve orada yarışı bıraktım. Böylece ilk kez bir DNF deneyimi yaşamış oldum.

Sağlıklı olsam çok rahat bitirebileceğimi bildiğim bir yarışı bırakmış olmak moralimi oldukça bozdu ama yapacak bir şey yoktu. Mesafeleri uzatamasam da koşulara -plansız bir şekilde- devam ettim.

Şimdi bakıyorum da sene başından yarış tarihine kadar geçen sürede toplam 1604 km koşmuşum, toplam 24200m yükseklik kazanımı olmuş ve arada bindiğim bisiklet de dahil olmak üzere antrenmanlara yaklaşık 230 saat zaman ayırmışım. Ama yarışa başlarken hazır mıydın derseniz cevabım HAYIR!

YARIŞ

Sonunda seyahat günü geldi çattı. Yarıştan bir gün önce Cuma günü saat 15:30 civarı Kayseri’ye indim ve yarış organizasyonunun ayarladığı ücretsiz servis hizmeti ile sorunsuz bir şekilde otelime ulaştım. Hemen bavulumu otele bırakıp, yarış için zorunlu malzemeler ile birlikte kayıt merkezine ulaştım. Çok hızlı bir şekilde malzeme kontrolünün ardından yarış kitimi alıp yol üstündeki marketten su, soda, muz vb. gibi yarışta ve sonrasında kullanacağım birkaç ihtiyacımı aldıktan sonra elimdekileri bırakmak üzere tekrar otele döndüm. Ardından yarış brifingine katılmak üzere tekrar kayıt merkezine geçtim.

Brifing çok uzun sürmedi ardından oradaki diğer koşucularla birlikte “makarna partisi”ne katılmak üzere ertesi gün startın verileceği noktanın yanında hazırlanan beslenme alanına geçtik. Ancak çok ilginç bir makarna partisiydi çünkü menüde makarna yoktu! Bulgur pilavı, salata ve türlüden oluşan yemeğimi hızlıca bitirip dinlenmek üzere hemen otelime çekildim.

Odamda yarışta giyeceğim kıyafetlerimi hazırladım. Kullanacağım koşu yeleğinin ( running vest) ceplerine enerji jellerini ( 3 tane mi jel taşısam 5 tane mi derken yanıma üç tane jel almışım ama yarışta beş tane jel taşıdığımı düşünerek tükettiğim için başıma gelenleri aşağıda anlatacağım) Sularımı doldurup batonlarımı da hazırladıktan sonra yatışa geçtim. Eskiden yarış öncesi gece heyecandan uykusuzluk problemi yaşardım ama magnezyumun iyi bir uyku verici olduğunu öğrendiğimden beri 1 paket toz magnezyumu yarım bardak suda eritip içiyorum. Sonra gelsin mis gibi uyku 🙂

Yarış sabah yedide başlayacaktı, saat beşte uyandım son hazırlıklarımı tamamlayıp giyindim ve batonlarımı alıp start noktasına geçtim.

AKIL OYUNLARI

Yarışta dinlemek üzere kendime Spotify’da yüksek ritimli bir şarkı listesi hazırlamıştım. Startla birlikte ilk dinleyeceğim şarkıyı ayarlayıp kulaklıklarımı taktım ve start koridorunun ortalarında bir yerde beklemeye başladım.

Yarış başlamadan beş-on dakika önce istediğim şey oldu ve çok hafiften yağmur çiselemeye başladı. Bu iyiye işaret diye düşündüm, yarışta hararet yapıp motoru yakmayacağım 🙂

Start ile birlikte kendimi kalabalığın akışına bırakıp yarı koşar yarı yürür bir şekilde ilk yokuşa ardından da single track hale gelen patikaya giriyoruz.

Saatimden kalp atışlarıma bakıyorum kafamda 165 bpm’yi aşmadan sakin koşmayı planlamış olsamda start heyecanı ve ilk yokuşun etkisi ile çoktan 170’lerin üzerini buluyor. Bu noktada aklımda hep “rule your mind” sözü takılı, “sakin ol, sakin ol” telkinleri ile kulağımdaki müziğe odaklanarak kalp atışlarımı bir nebze de olsa düşürmeye çalışıyorum.

Geçmiş üç yılda koştuğum 30K parkuru ile 63K parkuru büyük ölçüde aynı, bu yüzden geçtiğimiz yerleri artık neredeyse ezbere biliyorum. Yarış brifinginde açıklanan parkurdaki ufak tefek değişiklikleri de fark ediyorum ve en sevindiğim değişiklik ipli inişin olduğu bölüme merdiven ve korkuluk yapıldığını görmek oluyor. Önceki üç 30K denememde ipli iniş bölümünde neredeyse en az 15’er dakika kaybım oluyordu. Yavaş bir koşucu olduğum için benim gibi en yavaşların olduğu arkadaki gruba takılıyor ve bu ip inişinde cebelleşen acemilerin de etkisi ile yarıştan iyice kopuyordum. İkinci güzel değişiklik de dar bir boğazdan tek kişinin bile zor geçebileceği minik merdivenlerle yapılan dik iniş bölümünün tamamen rotadan çıkartılmış olması idi.

1DXM0851

Pek öyle elle tutulur bir yarış planım yoktu doğrusu, tek hedefim vardı cut-off’tan önce bitirmek bunun için de her istasyon için belirlenen cut-off sürelerinden önce istasyonlara ulaşıp çok fazla oyalanmadan istasyonlardan ayrılmayı planlamıştım. İlk istasyon olan İbrahimpaşa (10,8K) istasyonuna 1:32:42’de ulaştım, yanıma aldığım suları henüz tüketmemiştim, eksilen sularımı tamamlayıp ağzıma birkaç kraker atıp fazla vakit kaybetmeden koşmaya devam ettim. Sonraki istasyon olan Uçhisar’a mesafe 17 kilometreydi ve yağmur kesilmiş hava ısınmaya başlamış ve oldukça nemli bir hal almıştı. İkinci istasyon Uçhisar’a kadar tüm sularımı tükettim (1,5 litre). İstasyona varınca yarımşar litrelik üç suluğumu biri su-kola-limon-soda karışımı olacak şekilde doldurup, biraz kraker, bir helva ve biraz sıcak çorba-ekmek atıştırıp yine fazla oyalanmadan istasyondan ayrıldım (27,6K; 4:26:57).

Üçüncü istasyon Göreme’ye (35,3K) 5:55:44 sürede ulaştım (cut-off süresi 7 saat). Önceki yıllardaki 30K sürelerim düşünüldüğünde buraya kadar oldukça iyi gelmiştim ama yarışın asıl zorlu bölümleri buradan sonra başlıyormuş. Sonraki istasyona mesafe çok fazla gibi görünmese de önümde iki büyük tırmanış vardı. Burada önce bir tuvalet molası verip sonra bir şeyler atıştırıp yine fazla oyalanmadan ayrıldım. 48K’daki dördüncü istasyon Çavuşin bir türlü gelmek bilmedi, her ne kadar iki istasyon arası 12,7 kilometre olsa da ben bu mesafeyi 2 saat 34 dk’da geçebildim (8:29:50).

Çavuşin’den sonra yarışın en dik tırmanışlarından biri başlıyordu, çok kısa bir mesafe içinde çok dik bir tırmanış yapmak gerekiyordu tıpkı VK (vertical kilometer)  yarışlarındaki gibi…Burayı geçerken organizatörler seneye bu bölümde bir VK yarışı düzenlesinler diye düşündüm 🙂 Tırmanış bitip Akdağ’ın tepesindeki düzlüğe geldiğimde tüm enerjim tükenmişti, müzik dinlediğim için cep telefonumun şarjı da çok az kalmıştı. Koşu yeleğimin arka cebinde olduğundan emin olduğum son iki enerji jelini ve telefon yedek şarjını almak üzere tepede durup yeleğimi çıkarttım. Yorgunluktan ve terleme ile kaybettiğim elektrolitleri yeterince ikame edemediğimden olsa gerek kafam bulanmıştı. Belki 5dk kadar yeleğimin arka cebinde jel aradım. Elbette orada olmayan bir şeyi bulmama imkan yoktu ama bulanık kafam olmadığını kabul edemiyordu. Sonunda durumu kabullenip yedek şarjın kablosunu telefonuma taktım ama o da şarj etmiyordu kısacası tamamen boş yere zaman harcamıştım ve moralim bozulmuştu. Kendi kendime “yoksa yok ne yapalım, sonraki istasyonda iyice beslenirsin” diyerek moral bulmaya çalışıp yoluma devam ettim. Tırmanışın ardından son ara istasyon olan Akdağ’a istasyonun kapanmasına yaklaşık 22 dakika kala vardım (54,7K; 10:08:18). İstasyondaki gönüllüler gayet haklı olarak yorgun ve artık bitse de gitsek havasındalardı (ya da o yorgunlukla bana öyle geldi). İstasyondaki yiyecekler neredeyse tükenmek üzereydi. Sularımı tazeleyip, su-kola karışımı içtim, biraz tuzlu kraker yiyip çeyrek muz alarak istasyondan ayrıldım. İyice yorulmuştum ve önümde koşmam gereken yaklaşık bir 10 kilometre daha vardı.

Yarışta alınan kararlar yarışta kalır/ What happens in Vegas…

Uzun yarışların genelde son on kilometrelik bölümü benim için mental olarak kendimle hesaplaşma, kendime kızma, kendime sözler verip daha sonra uygulamayacağım kararlar alma bölümü oluyor. Bu yarışta da öyle oldu. Fiziksel yorgunluk yanında zihinsel bulanıklığın da artması ile önce kendimle kavga etmeye başladım “senin ne haddine 63K lık yarışa kaydoluyorsun?, 38K senin neyine yetmedi?” “Sanki 30K’ları cut-off öncesi bitirmiş gibi bir de daha uzununa göz dikiyorsun” (kendime kızma). Bir yandan aklımdan bunlar geçerken bir yandan da “if you don’t rule your mind…” “zihnine hâkim ol, çıkar bu negatif düşünceleri” diye telkinlerde bulunuyorum. “Topu topu 3 yarı maraton ardarda koşmak değil mi? ” Hayır değil çünkü burada bir de tırmanışlar-inişler var” (kendimle kavga) ” bundan sonra maratondan daha uzun mesafeli bir yarışa kaydolmayacağım, hatta en iyi sadece yarımaraton koşmak.” ( alınan kararlar-tutulmayacak sözler)

“BİTİRDİM, BİTİRDİM”  VE YELEK ÖNEMLİ

Böyle böyle kendimle kavga ederek çoğu zaman tek başıma ilerledim. Sanırım son 4 kilometreye girerken single track bir bölümde üç kişi arkalı önlü gitmeye başladık. Arkamdaki koşucuya “isterseniz geçin” diyerek hafifçe sağa yanaşarak koşmaya (artık o andaki hızımı ne kadar koşmak denebilirse) devam ettim. Bana “yoo böyle iyi, ben ensenizde nefes alıp vermeye devam edeceğim” diye şaka yaptı ve “burnum kırık kusura bakmayın o yüzden böyle nefes alıyorum” diye de ekledi. Bu arada yol genişledi ve ben önümdeki koşucu (Tamer (KURT) ile yan yana koşmaya başladım. Sohbet olsun diye “nereden geldiniz?” diye sordum. “İstanbul’dan” diye cevap verdi, doğal olarak o da bana “siz nereden?” diye sordu. Ben “İzmir’den” diye cevap verince ensemizdeki koşucu (Semih ÇOKÇEKEN) “öyle mi ben de İzmir’den diyerek yanımıza geldi. Biraz daha sohbet edince aynı kulübe üye olduğumuz ortaya çıktı (yaklaşık iki ay önce Gaziemir Atletizm Spor Kulübüne üye olmuştum). Böylece üç kişi “kaç kilometre kaldı?, başka tırmanış var mı?, işaretler nerede?, buradan mı döneceğiz? vb. klasik muhabbetlerle yarışın son bölümlerini beraber koştuk. Yarışın son bölümü olan Ürgüp’e girdikten sonraki yokuş aşağı bölümde Semih Bey’in arkadaşı onu karşıladı ve bizi bırakıp arkadaşı ile beraber önümüzden finishe ulaştı. Tamer Bey’e “finishe ayrı ayrı girelim, siz önden gidin deyip hafiften yavaşladım. O da finish çizgisinden geçtikten sonra kalan son gücümle koşmaya başladım. Finish takının iki yanındaki seyirciler gelen koşucuları alkışlıyor, bravo diye bağırıyorlar ve panolara vurarak çok güzel bir karşılama yapıyorlardı. İşte böyle bir ortamda kollarımı iki yana açıp “bitirdim, bitirdim” diye bağıra bağıra, yarışa başladıktan 63,5 kilometre  ve 11 saat 38 dakika 09 saniye sonra yarışı tamamladım. Takı geçer geçmez boynuma “finisher” madalyasını taktılar. Ama benim gözler “finisher yeleği” nerede veriliyor diye arıyordu 🙂 Şansa bakın ki bu sene yelek değil ceket veriyorlarmış.

IMG_6622

Teknik Not

Dördüncü kez katıldığım Kapadokya yarışında ilk kez hiç ayakta su toplanması, tırnak sorunu yaşamadan bitirdim. Nike Air Zoom Wildhorse GTX ile koştum, tavsiye ederim.

Organizasyon Notu

Tüm organizasyon ve gönüllü ekibine teşekkürler. Tek bir konuda tavsiyede bulunabilirim; ödül törenindeki görevli sunucuyu değiştirsinler.

IMG_6616

Strava kaydım

Relive videom

2018 yılı tüm sonuçlar için

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s